Bir Zamanlar

Uykudan uzak gecenin ardından
yeniden doğuyor güneş
karanlığa hiç aldırmadan,
sıcak bir gülüşe benziyor
yüzeme konan ilk ışıklar.

Pazar sabahının tenhalığı içinde
sokaklar.
eski dostlar gibi
yan yana duran evler, suskundu gölgem kadar.

Bir çınarın gövdesi,
alıyor zamanı geri.
Uzaktan ses versem
duyar mı o çocuk beni?
çıkmamışken doğduğu yerden
hayalleri
oyuncak bir bebeğin
gözlerinde gizli.

Sinince her şeye sessizlik
eksilmesin diye
yıldızları saydı geceleri.
Geçmişte bıraktığım o günleri
neden özlüyorum, anlıyorum şimdi.

Filiz HOTUN


Standart

Sit Alanı

Kemerhisar/Tyana’yı ilgilendiren, “Sit alanı” konusunda, nerdeyse yirmi yıldan çok, perde arkasındaki, yurtiçi ve yurtdışındaki, defineciler, işbirlikçileri, ağalarının buyrukları doğrultusunda, utanmadan, kuyruklu yalan söyleyenlerin, şimdi de aynı iğrenç davranışlarda bulundukları bana aktarılmıştı, bir yetkilice.

Ayrıca, Bahçeli-Kemerhisar’a, yaptığım 19 Mayıs 2025 günlü çağrıya yorumların çoğu da aynı yalanların sürdüğünü gösteriyor. Dolayısıyla yeniden bu konuyu ele almak zorundayım.

Yıllardır, Kemerhisar/Tyana ile ilgili “sit alanı kararını”nı benimle, eski belediye başkanı, Bülent Ilgaz’ın aldırdığı ve, bu yüzden, Kemerhisar’lıların zarara uğratıldığı, halk arasında söyleniyor, söyletiliyor.

Ne benim ne Bülent Ilgaz’ın ne de Tyana’da kazı yapan heyetlerin “sit alanı kararı”yla uzaktan, yakından en ufak bir ilişkisi yoktur!

Ben de “sit alanı kararı”nı, sizler gibi, sonradan öğrendim resmi kaynaklardaki belgelerden.

RESMİ BELGEYE GÖRE:”147 SAYILI SİT ALANI KARARINI, 31 MART 1995 GÜNÜ, T.C. KÜLTÜR BAKANLIĞI, NEVŞEHİR KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KURULU ALMIŞTIR!”

Kararın altında şu kişilerin imzası vardır: Prof. Dr. Raci Bademli, Osman Burat, Yrd. Doç. Mustafa Akpolat, Prof. Dr. Önder Bilgi, Yrd.Doç. Sacit Pekak, Rasim Adem”.

Gerçek buyken, bu gibi kuyruklu yalanları, halk arasında yaymak, yaydırmak, söylemek, söyletmek, insanları, bilinçli olarak, pis, çirkef çıkarları uğruna birbirine düşürüp düşman etmek

NE İNSANLIĞA, NE TÜRKLÜĞE NE DE MÜSLÜMANLIĞA YAKIŞMAZ! AYRICA SUÇTUR DA!!!!

Bütün bunlara, belgelere karşın, gene de “varsınız, vardınız!” diyenler, demekte direnenler, ellerinde belgeyle ortaya çıksınlar!

Yoksa, aşağılıklar gibi, gerçekdışı dedikodularla, kuyruklu yalanlarla, bizlere çamur atmaya çalışmasınlar!

Elinde belge olmadan, bu gibi, iğrenç davranışlarda bulunanları duyan, yürekli tanıklar ortaya çıkarsa, bizi suçlayanları mahkemeye, yargıç önüne çıkaracağımı unutmasınlar!

Düşünmeye, beyinleri çalışmaya değil uyutulmaya alıştırılanlar, beyinlerini çalıştırsalar, kendilerini zarara uğratan, “sit alanı kararı” değil, yurdumuzun, dolayısıyla Bahçeli-Kemerhisar’ın değerlerini vererek milyonları alıp yurtdışına kaçıranları, bunların gizli, pis kazançlarıyla, birden zengin oluverenleri, düğünlerde çalgıcılara beşyüzbin lira bahşiş atanları görünce, asıl bunlara sormalılar:

-“Sen nerden buldun, hangi namuslu yoldan kazandın bu parayı?” diyerek.

Geçmişin ünlü Tyana’sı Kemerhisar’ı, Bahçeli’yi,çabalarıyla, girişimleriyle, yazılarıyla, yeniden, Türkiye içinde ve yurtdışında, onurlu, saygın yere çıkaran, Tyanalı Apollon gibi doğruluk simgesi, bu toprakların çocuğu: Prof. Dr. Asım Tanış Venedik/Kemerhisar, 19.05.2025.

Kentteşi, ünlü bilge, Tyanalı Apollon gibi, yalnızca doğruyu söyleyen Asım Tanış’a, bilgi edinmek, kuşkularını gidermek için, başvurmak isteyenler onun, info@asimtanis.com./ e-posta adresine yazabilirler.

Standart

Gitmekle Kalmak Arasında

Sesiyle arkadaş olan
türkü söyler dilsiz duvarlara
dağların ardına çekilince güneş.
Bir avuç hatırası var, hiç sönmeyen.

Gönülsüz yolcuyum işte
bozkırda ağaç gibi,
yalnızlık paylaşıldı kuşlarla
orman benden uzakta.

Güneşte sararmış buğday tarlası
sanki kızın saçları,
yazgısı benzemesin diye
yolcu ediyor
Türlü yokluğu gelin eden anası.

Gece boyunca
yüzümü alıp avuçlarıma
düşüneceğim
gitmekle kalmak arasında.
Bazense bakacağım boşluğa
kör bir pencereden.

Filiz HOTUN

Bildiğim kadarıyla, Kisasar’lı/Kemerhisar’lı, kadın ozan yoktu.
Oysa yukardaki ezgi, onun yazarı, Filiz Hotun’u, belki de ilk kez, yanılmıyorsam, yöremizin kadın ozanı olarak tanımlamamıza olanak verebilir.
Yukardaki gibi, ustalıkla, bilinçli olarak gerçekleştirdiği başka ezgileri de var.
Onları da sırası geldikçe koyacağız.

Yorumlarınızı bekliyoruz.

Standart

TOPLUMLARIN  YÜZKARASI

ULUSLARARASI, HIRSIZLIK, SOYGUN, YAĞMACILIK ÇETESİ /  ÖRGÜTÜ, BENCE, YERYÜZÜNDEKİ, EN ESKİ, BİN KENTTEN BİRİSİ, BİNLERCE  YILLIK    GEÇMİŞİN   İNCİSİ,  ARMAĞANI, TYANA’YI AMERİKA’NIN,  AVRUPA’NIN  PARABABALARI,  AĞALARI,  ÇAKALLARI,  İÇİN YAĞMALAYAN DEFİNECİLER, YAZIKLAR  OLSUN  SİZLERE!

ÖRENARDI   DEFİNESİ

2002-2003  YILLARINDA OLANLARLA DAHA  SONRAKİ  YILLARDA DOMATES  EKİM  YERİNE  DÖNÜŞTÜRÜLEN ÖRENARDI  KONUSUNDA ARAŞTIRMA  YAPIP SONUCUNU  YAYIMLARSANIZ   SEVİNİRİZ!

 

Standart

Tanrı Vergisi Kıllar

Avrupa’da genellikle kadın ve erkeklerin koltuk altları, başka bilmem nereleri kıllıdır. Temizleyene, uzatmayana pek az denk gelinir. Biz onların durumunu, onlar da bizim durumumuzu görünce karşılıklı soruyorduk :

– Neden sizin koltuk altlarınız, oralarınız kılsız?

– Bizde oraların temiz olması gerekir. Kıl arpa boyunu geçmeyecektir. Öyle alıştık. Kazırız, temizleriz. Ya neden sizin koltuk altlarınız, oralarınız kıllı ?

– Bizde oraların kılları Tanrı vergisi sayılır. Dokunulmaz. Yıkarız yıkamaya ancak genellikle kesmeyiz.

– Al haa… Oralarınızın kılları Tanrı vergisi de saçlarınız Tanrı vergisi değil mi? Neden sık sık berbere gidip kestirir biçtirirsiniz, düzelttirirsiniz, binbir biçim verdirirsiniz?

– Dediğiniz doğru ama bizde öyle alışılmış artık… Sonra insanın orası burası kılsız olunca kabağa benziyor… Ayrıca bizim erkeklerimizin böyle hoşuna gidiyor… Çayırda mantar aramaya benzetiyorlar…

– Allah Allah. Biz sizi uygar sanırdık ama siz de kıl uygarlığı pek yokmuş. Birçok konuda temizlik örneğisiniz, yanlısısınız ama bu konuda pek tutar tarafınız yok gibi bizce… Ne diyelim ? Bu da Avrupa uygarlığının kıllı yanı deyip geçmekten başka çıkar yol kalmıyor..

Standart

Oğlum Sana Eşşek Demeye Geldim…

Kırk elli yıl kadar önce Kemerhisar’lı yaşlıca bir kadın eşeğini yitirmiş. Bulamamış. Durumu anlatmak için o sıralarda Niğde’de askerliğini yapan oğluna gitmiş. Giderken de oğlunun komutanına bir sepet üzüm götürmüş.

Komutan almış yanına yaşlı kadını. Ne istediğini sormuş. O da oğlunu görmek istediğini anlatmış.

Komutan bir eri, oğlunu çağırıp gelmesi için göndermiş. Bu arada kadın elindeki üzüm sepetini vermiş ona.

Komutan:
-Yok ana, demiş, gerek yok. Ben üzüm filan istemem.
-Al oğlum, çekinme al. Sana getirdim. Ye. Yazın bizde üzümü nasıl olsa it de yer kurt da. Onun için hiç çekinme al…

Komutan bu sözler karşısında şaşkın şaşkın bakarken içeri kadının oğlu girmiş. Bir de komutan ne görsün!
Karşısında, kadının oğlu diye gelen, kendisine sekiz ayda sağı solu öğretemediği Mustafa adlı birisi değil mi?

O bakınıp dururken, yaşlı kadın oğluna:
-Oğlum, Mustafa, sana eşşek demeye geldim… demiş.

Duruma bakan komutan ne desin?
-Böyle anadan ancak böyle Mustafa doğar… Haydi gidin. Ne haltınız varsa görün… diye salmış ikisini de.


Standart

NERDEN BULDUN?

Türkiye’de, yasaların işle(til)diği bir dönemde, yasadışı gelirlerin gösterilip yasal açıdan gerekenin yapılması için yasa çıkarılması düşünüldüğünü okumuştum.

Sonra ne olduğunu bilmiyorum. Kişisel uğraşlar kimi düşünceleri bellekten çıkarıyor. Yaşın ilerlemesi de bunda yardımcı oluyor, şimdi  80 (seksen) yaşını aşmış olmam gibi.

Öyle de olsa, kimi sorular sorulup, araştırmalar yapılıp, yasal açıdan gereken yapılabilir. Örneğin, oldukça iyi tanıdığımı söyleyebileceğim Tyana/Kemerhisar bölgesinde, kimi kişilere şu sorular sorulup yasal karşılık vermesi, verdikleri, verecekleri, olası karşılıklar, doğru olmadığında, gerçeği yansıtmadığında, gereken yasal işlemler yapılabilir, yapılabilmeli:

-1)        Sen altındaki milyonluk arabayı hangi gelir kaynağıyla satın aldın? Belgele!

-2)        Sen bir milyon dolara satmaya çalıştığın “mumya”yı hangi yollarla elde ettin?

-3)        Birkaç yıl önce, Bor’a gidip “Sanayi”deki arabamızı almak için beklerken, birisi, beni, korkunç  değerli arabasına aldığında şöyle demişti:

            -Şimdi, uydularla, nerde define olduğu görülebiliyor….

Demek ki, bu kişinin, pek çok, yasal olup olmadığını bilmediğim, yerlerle bağlantısı vardı bu sözleri söyleyebilmesi için!

Girişimleri, elindeki olanaklar, bunu doğrular gözüküyordu.

-4)        Geçen yıl (2025), Ağustos ayında olmalıydı.  Çok eskiden beri tanıdığım birisi, benimle görüşüp konuşmak için evime geldiğinde, doğru olup olmadığını bilemiyeceğim, şunu söylemişti:

            -“Salmanlı Tepesi’ni birilerinin satın aldığı” konusunda bir duyum aldım. Doğru mu acaba?

Benim bilgilerime dayanarak, bu duyumun, Salmanlı ile Havuzlu’yu (Baraon’u) yeraltından da birleştirdiği düşünülebilecek, Göreme ve  çevresindekilere benzer, olası, bir yeraltı kentinde, definecileri umutlandıran bir şeyler var demektir.

-5)        Tyana Höyük Kazı Başkanı, sağlık nedeniyle, 2013 yılında, gelemeyip kazı çalışmalarını yürütemediğinde, kazıların en önemli noktası “Kemerkapı”da, kuzeydeki birkaç katlı evin içinde, define araştırmaları yapılmış, Kemerhisar’dan en azından 35-40 kişinin işbirliğiyle, yeraltına doğru 17 (onyedi), doğuya-batıya doğru (yanılmıyorsam) 30ar metre giden çukurlar kazılmış, resmen görevli kazı bekçisi, daha önceki yazılarımda da açıkladığım gibi, gelip uyardığında, onun da katılması istenmiş, bekçi, görevi nedeniyle, yüz metre bile ötede olan Jandarmayı harekete geçirememiş, bağlı olduğu Niğde Müzesi’ne başvurmuş, orda o sırada bulunan görevlinin de  sıkı tutumu nedeniyle, Kemerhisar Jandarması gelerek ordaki kişileri tutuklamış.

Bunların arasında “Fransuva Baloğu” adlı, annesi yabancı olabilecek biri de varmış.

Bor Mahkemesi bunları adam başına 1054 lira cezaya çarptırıp … salıvermiş, bırakmış.

O sıralarda Niğde Müzesi’ne bakan, şimdi emekli, birine telefonla o çukuru ne yaptıklarını sorduğumda şöyle demişti:-Beton kapakla kapattık. Ben gidip gör(e)medim, göremezdim de, söylediiğinin doğru olup olmadığını!

Kemerkapı’daki evin sahibi hep şunu söyleyerek, herkese gözdağı vermeye çalışmış:

-Bizim yukarılarda çok güçlü koruyucularımız var. Kimse bize bir şey yapamaz! Tanıdığım, resmi görevli olan birine de aynı gözdağını vermeye çalışmış.

Bütün bu olayları kazı bekçisi gelip bana anlattı.

Ayrıca, anlattıkları arasında,  şu da vardı:-“Ertesi yıl kazıcılar geldiğinde, kazı başkanının bana karşı çok kötü davranmasının nedenini anlayamadım!”

Sonradan öğrendiğime göre, kazı bekçisi de bu olay ve olaylarla ilgili kişiler konusunda kesinlikle konuşamıyormuş, korkudan, korkuttuklarından!

Son Niğde Valisi ile de yazışmalarımız oldu. Definecilik konusunda yaptıklarımı belgeleyerek anlattım. Teşekkür etti. Bu konuda elinden geleni yaptığını, yapmakta olduğunu, yapacağını belirtti.

Bu yazımı okuyacak, kişiler, özellikle Kemerhisar/Tyana’lılar, sizler ne diyorsunuz, sizlerin düşünceleriniz nedir?

Bu yazımı görüşlerinizi de bildirerek paylaşırsanız, sevinirim, mutlu olurum!

Venedik/İtalya. 07.04.2026

Standart